30 Haziran 2026 Salı

                  Annem

Zaman...

Gün doğumu boşluğuna

Sonsuzluğu telaffuz ediyor.

"Kalk, gel!" diyor içimdeki

Milyonlarca kelime,

Çıktığı yeri yakarak.

Gel, gel...

Yangın olmuş gözlerime sarıl ki

Özlemim dinsin.

Zaman yaklaşıyor

Gittiğin o sabaha;

Üç yıl, 1095 gün geçmiş...

Kulaklarımda çığlıklar,

Gözlerimden sokakların haykırışı

Gitmiyor bir türlü.

Annem...

Sayısız gözyaşı

Akıp yol alıyor gözlerimden.

Şimdi toprağından çok uzaktayım;

Ne olur gel, sustur şu içime

Batan hasretini.

Dayanamıyorum artık

O güne doğacak güneşe.

Annem...

Şimdi burada olsaydın,

Kanepenin diğer ucunda...

Başımı dizine koyup

Saatlerce ağlamak isterdim.

Sesini çok özledim,

Annem!

Bu nasıl tarifsiz bir acıdır ki

Kelimeler bile ağlıyor dilimde.

Ben seni çok özledim,

Annem...

30 Mayıs 2026 Cumartesi


                   BİTTİ...

 Dalıyoruz her gün ayrı bir gecenin içine

İçinde karanlık sisli bir yalnızlık

Yalnızlığın içinde kayıp bir zaman hâkimi

Tartıyor gecenin ağırlığını

Soluk bir el yazısında

Donuyor kalem bir vakit

Gün kendi içinde dönerken

Döngünün içinden

Kaybolmuş birkaç anı

Yol tarifini resmediyor

Gözlerinin içindeki karanlığa

Ellerine bulaşmış birkaç damla mürekkep

Soluk alıp veriyor durmadan

Yalnızlığın peşinden

Perdeler kapatılıyor

Kapatılmış evlerin

Güneşi yasaklanan odalarına

Gün kendi döngüsünü sürdürüyor

Gün bitti

Yarının telaşı etrafta dolaşırken

Takılıp düşüyor birkaç damla da

Of ne çok acıdı yüreğimin dili

Sözcük yok ki tarifini yazsa

Ruhunun bedenine

Bitti...

Güneş doğup sabahı boğarken

Ellerim dünün kanını temizliyordu

Mutfak masasının üstünde

Pencereyi açan bir kuş

Bütün yaşamı kanatlarına takıp uçtu

30 Nisan 2026 Perşembe

 


​Ne getirdin bana?

Çocukluğumun geçtiği o köyden...

Hüzün kokan bir ağacın gölgesini mi?

Sararmış başaklar mı,

Yoksa güneşin altında tütün kokan bir avuç toprak mı?


​Ne getirdin bana?

Yedi yaşındayken büyüyen ayaklarımı mı?

Ellerimin zamana yenik düştüğü, o geçmeyen yaraları mı?

Hiçbir anısında var olmayacağım doğum günü kutlamalarını mı?


​Söyle, ne getirdin bana?

Hangi cümleyi öğelerine ayırıp da anlattın beni "dili geçmiş zamanda"?

Misal; çocuk yaptın mı beni?

Okulun sırasına çizip, teneffüslerde körebe oynattın mı?

Duvara yaslanıp gökyüzünü indirdin mi,

Çıplak kalmış ayak ucuma?

Beni hangi yaşa kilitli bıraktın?


​Söyle, ne getirdin bana?

Gecesi olmayan bir şehrin, bilmem hangi mahallesinin...

Kaçıncı sokağın, kaçıncı evin en arka odasında,

Dumanınla boğdun beni; daha saymayı yeni öğrenmişken!


​Beni hangi gündüz ile yargıladın?

Hangi geceye kurban ettin?

Sofrada sadece iki kuru zeytin var iken;

Ne annem çay, ne de babam ekmek getirecek...

Ben hep gittiğim yaşta kalacağım.

Söylesene sen; bana ne getirdin?




31 Mart 2026 Salı

 ‎ ÇINAR AĞACIN GÖLGESİ

Oysa ki henüz bitmemişti şiir

‎Eksik kalmış dünkü  cümlem 

‎Şimdi satır aralarına

‎Bugünün cümlesini 

‎Çınar ağacın gölgesinde  

‎Saklanmış dolunayı eşliğinde

‎Çiziyorum avuç içime

‎Omuz başıma

‎Tel tel dökülmüş saçlarımın içinden 

‎Gidenlere bakıyorum

‎Gelen telaşlı halde

‎Giden yokluğunu bırakmış gibi

‎Oysa ki sadece özlem di 

‎Gözlere düşen yaşları

‎Kimse fark etmedi 

‎Gecenin telaşlı karanlığında

‎Masanın ucunda öldüğünü

‎Yeni bitmedi belki 

‎Belki de belliydi başından

‎Ölümün soğuk eli  oradaydı 

‎Sofraya oturmuş o son kadehi 

‎Tek dikişte içmekti...

‎Lügatın da yoktu belki 

‎İçti neyi unutmak istiyordu 

‎Bu kadar acele edecek 

‎Yan masa narsist düşüncelerin peşinde 

‎Arka masa aşkın peşinde 

‎Çapraz masa da ben gibi 

‎Bilinmez logaritmaların peşinden 

‎Hayatını izole ediyor kendince

‎Yaşamak neydi diyor 

‎Son cümlesini unutmuş gibi 

‎Yeni cümleler arıyor 

‎Sade kahvenin telveleri arasında ,

‎Seni özlemek beni öldürüyor diyor 

‎Masadan kalkmadan 

‎Bittin bu gece 

‎Bütün düşünürler adına

‎Sokrates kesti cezamı

‎Ben de idam sehpanı diktim

‎Şimdi git kendini as

‎Beni de gece ile bırak 

‎Kirletme ellerimi

‎Son bir cümle belki 

‎Boş  bardağın masaya inişin de

‎Gecesini kaybetmiş 

‎Bir sarhoşun dilinde 

‎Yankılanır son kez 

‎Kimin di bu karanlık gece bilinmiyor

‎Biri öldü oysaki o masa da 

‎İki cenaze kalktı oradan

‎Kimse fark etmedi 

‎Ben neydim o gece 

‎Hatırlamıyorum bile

‎Neden o kadar içtim 

‎Duyduklarım mı çok gelmişti

‎Gördüklerim mi dilli mi bağlamıştı 

‎Neyse işte birileri o gece öldü 

‎Kiminin cenazesini 

‎Karıncalar kaldırdı

‎Kimin-kini de en yakın arkadaşının 

‎Sol omzu kaldırdı 

‎Ölüm geldi masalar teneffüse  çıktı 

‎Kediler bayram etti 

‎Bir iki gece kuşu

‎Şarkılarla yolcu etti herkesi 

‎Çınar ağacı gecenin içinde

‎Kendi gölgesine fısıltılar bıraktı sadece

31 Ocak 2026 Cumartesi

 ‎


                 ....

‎Sadece dinle

‎Sarmaşıkları o topladı 

‎Mevsiminden önce 

‎Önce yapraklar düştü 

‎Sonra da bir tohum

‎Düştü ayak ucuma 

‎Filizlendi zaman olgunlaştıkça,

‎Saçlarımda ...

‎Ne olur 

‎Sadece duy sesimi

‎En son bir gemi güvertesinde 

‎Martılar ekmek yiyordu

‎Gözlerim maviyi görürken 

‎Sonra develer pire'ye döndü 

‎Pireler deve oldu 

‎Gemi limansız bir koy da

‎Alabora oldu murebatiyla

‎Ne olur 

‎Sadece duy!!!

‎Beni tutma yüreğinde

‎Beni güllerin arasına dik 

‎Sabah yıldızlarını seyredeceğim

‎Kimse rahatsız etmesin 

‎...

                  Annem Zaman... Gün doğumu boşluğuna Sonsuzluğu telaffuz ediyor. "Kalk, gel!" diyor içimdeki Milyonlarca kelime, ...