30 Ağustos 2026 Pazar
30 Temmuz 2026 Perşembe
Günü Demleyen Sözcükler
Meçhul cinayetlerin işlendiği
Yalnız sabahlarda,
Unutulmuş birkaç sözcük
Uyandırdı bizi
Uykunun en derin yerinden.
Kimi gitmek istiyordu,
Kimi de kalmayı mesken edindi kendine.
Yarım kalmış o birkaç sözcükte,
Saatleri ayarlamayı unuttu herkes içine.
Sonra...
Bir gün doğumuyla başladı
Yaşamın o ince çizgisi.
Buz tutmuş bir evin balkonunda
Unutulmuş sözlerin sessizliği,
Dakikalar içinde aklımızı aldı.
Divane olup sokaklarda,
Yalın ayak bulduk kendimizi.
O birkaç sözcük
Günü demledi,
Biz güne karıştık...
Gün bizi pay etti zamana,
Zaman aynalara geçti.
Aynalar yüreğimizi çözdü,
Yüreğimiz kendini öldürdü
O birkaç sözcük uğruna...
30 Haziran 2026 Salı
Annem
Zaman...
Gün doğumu boşluğuna
Sonsuzluğu telaffuz ediyor.
"Kalk, gel!" diyor içimdeki
Milyonlarca kelime,
Çıktığı yeri yakarak.
Gel, gel...
Yangın olmuş gözlerime sarıl ki
Özlemim dinsin.
Zaman yaklaşıyor
Gittiğin o sabaha;
Üç yıl, 1095 gün geçmiş...
Kulaklarımda çığlıklar,
Gözlerimden sokakların haykırışı
Gitmiyor bir türlü.
Annem...
Sayısız gözyaşı
Akıp yol alıyor gözlerimden.
Şimdi toprağından çok uzaktayım;
Ne olur gel, sustur şu içime
Batan hasretini.
Dayanamıyorum artık
O güne doğacak güneşe.
Annem...
Şimdi burada olsaydın,
Kanepenin diğer ucunda...
Başımı dizine koyup
Saatlerce ağlamak isterdim.
Sesini çok özledim,
Annem!
Bu nasıl tarifsiz bir acıdır ki
Kelimeler bile ağlıyor dilimde.
Ben seni çok özledim,
Annem...
30 Mayıs 2026 Cumartesi
BİTTİ...
Dalıyoruz her gün ayrı bir gecenin içine
İçinde karanlık sisli bir yalnızlık
Yalnızlığın içinde kayıp bir zaman hâkimi
Tartıyor gecenin ağırlığını
Soluk bir el yazısında
Donuyor kalem bir vakit
Gün kendi içinde dönerken
Döngünün içinden
Kaybolmuş birkaç anı
Yol tarifini resmediyor
Gözlerinin içindeki karanlığa
Ellerine bulaşmış birkaç damla mürekkep
Soluk alıp veriyor durmadan
Yalnızlığın peşinden
Perdeler kapatılıyor
Kapatılmış evlerin
Güneşi yasaklanan odalarına
Gün kendi döngüsünü sürdürüyor
Gün bitti
Yarının telaşı etrafta dolaşırken
Takılıp düşüyor birkaç damla da
Of ne çok acıdı yüreğimin dili
Sözcük yok ki tarifini yazsa
Ruhunun bedenine
Bitti...
Güneş doğup sabahı boğarken
Ellerim dünün kanını temizliyordu
Mutfak masasının üstünde
Pencereyi açan bir kuş
Bütün yaşamı kanatlarına takıp uçtu
30 Nisan 2026 Perşembe
Ne getirdin bana?
Çocukluğumun geçtiği o köyden...
Hüzün kokan bir ağacın gölgesini mi?
Sararmış başaklar mı,
Yoksa güneşin altında tütün kokan bir avuç toprak mı?
Ne getirdin bana?
Yedi yaşındayken büyüyen ayaklarımı mı?
Ellerimin zamana yenik düştüğü, o geçmeyen yaraları mı?
Hiçbir anısında var olmayacağım doğum günü kutlamalarını mı?
Söyle, ne getirdin bana?
Hangi cümleyi öğelerine ayırıp da anlattın beni "dili geçmiş zamanda"?
Misal; çocuk yaptın mı beni?
Okulun sırasına çizip, teneffüslerde körebe oynattın mı?
Duvara yaslanıp gökyüzünü indirdin mi,
Çıplak kalmış ayak ucuma?
Beni hangi yaşa kilitli bıraktın?
Söyle, ne getirdin bana?
Gecesi olmayan bir şehrin, bilmem hangi mahallesinin...
Kaçıncı sokağın, kaçıncı evin en arka odasında,
Dumanınla boğdun beni; daha saymayı yeni öğrenmişken!
Beni hangi gündüz ile yargıladın?
Hangi geceye kurban ettin?
Sofrada sadece iki kuru zeytin var iken;
Ne annem çay, ne de babam ekmek getirecek...
Ben hep gittiğim yaşta kalacağım.
Söylesene sen; bana ne getirdin?
31 Mart 2026 Salı
ÇINAR AĞACIN GÖLGESİ
Oysa ki henüz bitmemişti şiir
Eksik kalmış dünkü cümlem
Şimdi satır aralarına
Bugünün cümlesini
Çınar ağacın gölgesinde
Saklanmış dolunayı eşliğinde
Çiziyorum avuç içime
Omuz başıma
Tel tel dökülmüş saçlarımın içinden
Gidenlere bakıyorum
Gelen telaşlı halde
Giden yokluğunu bırakmış gibi
Oysa ki sadece özlem di
Gözlere düşen yaşları
Kimse fark etmedi
Gecenin telaşlı karanlığında
Masanın ucunda öldüğünü
Yeni bitmedi belki
Belki de belliydi başından
Ölümün soğuk eli oradaydı
Sofraya oturmuş o son kadehi
Tek dikişte içmekti...
Lügatın da yoktu belki
İçti neyi unutmak istiyordu
Bu kadar acele edecek
Yan masa narsist düşüncelerin peşinde
Arka masa aşkın peşinde
Çapraz masa da ben gibi
Bilinmez logaritmaların peşinden
Hayatını izole ediyor kendince
Yaşamak neydi diyor
Son cümlesini unutmuş gibi
Yeni cümleler arıyor
Sade kahvenin telveleri arasında ,
Seni özlemek beni öldürüyor diyor
Masadan kalkmadan
Bittin bu gece
Bütün düşünürler adına
Sokrates kesti cezamı
Ben de idam sehpanı diktim
Şimdi git kendini as
Beni de gece ile bırak
Kirletme ellerimi
Son bir cümle belki
Boş bardağın masaya inişin de
Gecesini kaybetmiş
Bir sarhoşun dilinde
Yankılanır son kez
Kimin di bu karanlık gece bilinmiyor
Biri öldü oysaki o masa da
İki cenaze kalktı oradan
Kimse fark etmedi
Ben neydim o gece
Hatırlamıyorum bile
Neden o kadar içtim
Duyduklarım mı çok gelmişti
Gördüklerim mi dilli mi bağlamıştı
Neyse işte birileri o gece öldü
Kiminin cenazesini
Karıncalar kaldırdı
Kimin-kini de en yakın arkadaşının
Sol omzu kaldırdı
Ölüm geldi masalar teneffüse çıktı
Kediler bayram etti
Bir iki gece kuşu
Şarkılarla yolcu etti herkesi
Çınar ağacı gecenin içinde
Kendi gölgesine fısıltılar bıraktı sadece
31 Ocak 2026 Cumartesi
....
Sadece dinle
Sarmaşıkları o topladı
Mevsiminden önce
Önce yapraklar düştü
Sonra da bir tohum
Düştü ayak ucuma
Filizlendi zaman olgunlaştıkça,
Saçlarımda ...
Ne olur
Sadece duy sesimi
En son bir gemi güvertesinde
Martılar ekmek yiyordu
Gözlerim maviyi görürken
Sonra develer pire'ye döndü
Pireler deve oldu
Gemi limansız bir koy da
Alabora oldu murebatiyla
Ne olur
Sadece duy!!!
Beni tutma yüreğinde
Beni güllerin arasına dik
Sabah yıldızlarını seyredeceğim
Kimse rahatsız etmesin
...
-
VURULUYORDU EN GÜZEL YAŞIM Vurulurum bir gece vakti Düşlerime değen bir kurşun ile Geceyi böler ansızın bir çığlık Zamanın savaşına yen...
-
TUT YÜREĞIMDEN Yüreğimden tut ki Güneş can versin Karanlık sinen yüreğime Bir can suyu taşı yüreğinle Sol yanıma Tut k...
-
Nasıl Anlatsam Nasıl anlatsam Geceye çöken Hüzün denizini Sesin bu kadar Huzurlu iken Nasıl anlatsam Elimde çay bardağı Sa...